Bu internet sitesinde dini hakikatlerin manevi tesirlerinden ziyade maddi tesirlerine değindik. Amaç hiçbir şekilde manevi yönleri hafife almak değildir. Asıl amacımız günümüzde bilime verilen önem sebebi ile dini gerçeklerin bazı çevrelerce bilim dışı görülmesinden kaynaklanmaktadır. İslam tüm zamanlara hitap eden daimi ve akılcı bir dindir.

Korunmuş Tavan

Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.

(Enbiyâ Suresi 32. Ayet)

meteor atmosfer kur'anDünyayı çevreleyen atmosfer, yaşamın devamı için son derece hayati işlevleri yerine getirir. Dünya’ya yaklaştıklarında büyük ve küçük birçok göktaşını yok eder, yeryüzüne düşmelerini ve canlılara zarar vermelerini önler. Göktaşları, Dünya atmosferine saniyede 11-72 km arasında değişen bir hızla girerler. Sürtünmeden meydana gelen ısıdan dolayı büyük bir kısmı eriyerek toz parçacıkları halinde yeryüzüne inebilir. Şeffaf yapısına rağmen, atmosferimiz bu meteor bombardımanına karşı çelik bir bariyer gibi koruma sağlar.

Buna ek olarak atmosfer, uzaydan gelen canlılara zararlı ışınları filtreler. Atmosferin bu işlevinin en çarpıcı özelliği, sadece zararsız ve kullanışlı ışınların, ultraviyole ışık ve radyo dalgalarının geçmesine izin vermesidir. Tüm bu radyasyon yaşam için çok önemlidir. Atmosfer tarafından kısmen izin verilen ultraviyole ışınları, bitkilerin fotosentezi ve tüm canlıların hayatta kalması için çok önemlidir. Güneşten yayılan yoğun ultraviyole ışınlarının çoğunluğu atmosferin ozon tabakası tarafından filtrelenir. Ultraviyole spektrumunun sadece sınırlı ve önemli bir kısmı Dünya’ya ulaşır.

Atmosferin koruyucu işlevi burada bitmez. Atmosfer aynı zamanda Dünya’yı yaklaşık -270 santigrat derece olan uzayın dondurucu soğuğundan korur. Atmosfer, yeryüzündeki ısının, içinde meydana gelen hava hareketlerine bağlı olarak dengeli bir şekilde dağıtılmasını sağlar. Çok ısındığı yerlerdeki hava kütleleri, sıcak olmadığı yerlere taşınır ve bir denge kurar. Böylece, ekvator çevresindeki sürekli ısınan yerlerde sıcaklıkta aşırı artış önlenir; benzer şekilde, kutupların yakınındaki yerlerde sürekli ısıyı kaybeden sıcaklığın aşırı düşmesi önlenir.

Van Allen Kuşağı

Dünya’yı zararlı etkilerden koruyan sadece atmosfer değildir. Atmosfere ek olarak, Dünya’nın manyetik alanının neden olduğu katman olan Van Allen Radyasyon Kuşağı da gezegenimizi tehdit eden zararlı radyasyona karşı bir kalkan görevi görür. Dünya’dan yaklaşık 58.000 kilometre uzakta, yüksek enerjili elektronların Dünya’ya ulaşmasını engelleyen görünmez bir kalkandır. Güneş ve diğer yıldızlar tarafından sürekli olarak yayılan bu radyasyon canlılar için ölümcüldür. Van Allen Kuşağı olmasaydı, Güneşte sık sık meydana gelen güneş patlamaları adı verilen muazzam enerji patlamaları Dünya’daki tüm yaşamı yok ederdi.Van Allen Radyasyon KuşağıAslında Dünya, Güneş Sistemimizdeki herhangi bir gezegenin en yüksek yoğunluğuna sahiptir. Bu büyük nikel-demir çekirdek, geniş manyetik alanımızdan sorumludur. Herhangi bir manyetik alana sahip diğer tek kayalık gezegen Merkür’dür – ancak alan gücü Dünya’nınkinden 100 kat daha azdır. Kardeş gezegenimiz olan Venüs’ün bile manyetik alanı yoktur. Van Allen radyasyon kalkanı Dünya’ya özgü bir tasarımdır.

Son yıllarda tespit edilen bu güneş patlamalarından sadece birinde iletilen enerjinin, II.Dünya Savaşı’nda Hiroşima’ya atılan bombanın yaklaşık 40 milyon katı olduğu hesaplanmıştır. Isı ve ışık ile birlikte, proton ve elektron içeren radyasyon ve rüzgarlar güneşten saniyede 1,5 milyar km hızla dünyaya gelir. Bununla birlikte, güneşten gelen rüzgarlar, dünyadan 640 km ile 58.000 km uzakta manyetik halkalar oluşturan Van Allen kalkanından geçemez.

Kısacası, dünyanın yukarısında mükemmel bir sistem iş başındadır. Dünyamızı çevreler ve onu dış tehditlere karşı korur. Yüzyıllar önce Cenab-ı Hak, Kur’an’da bize dünyanın koruyucu bir kalkan olarak işleyen atmosferini bildirmiştir.

İrtifa Hastalığı

Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir.

(En’âm Suresi 125. Ayet)

Dağcılık Hastalığıİrtifa hastalığı, yüksek rakımda düşük miktarda oksijene hızlı maruz kalmanın neden olduğu bir rahatsızlıktır. Vücut boşluklarındaki gazların genişlemesi ve akciğerler üzerindeki basıncı nedeniyle göğsün sıkılmasına neden olur. Buna ek olarak, çözünmüş gazların (vücutta) yüksek irtifada kabarcıklar şeklinde gelişmesi ciddi göğüs ağrılarına neden olur.

Dağ hastalığı veya yüksek irtifa nefes darlığı, 1937’de klinik olarak tanımlanmıştır ve büyük olasılıkla 1800’lerin sonlarından önce bilinmemektedir. Bunun birkaç nedeni vardır, ancak en önemlisi dağ hastalığının hızlı bir yükseliş, genel olarak 2500 metre veya daha fazla rakım gerektirmesidir. Yirminci yüzyıldan önce, bu tür yükselişler bazen yapılmıştır, ancak neredeyse hiç hızlı bir şekilde yapılmamıştır.

Eski insanların dağlara tırmanması ve özellikle yüksek rakımlara çıkması için çok az nedeni vardı. Dağcılık neredeyse hiç duyulmamıştı, özellikle Ortadoğu’da. Dağ halkları yaşadıkları atmosferin oksijen azlığına alışıktı. Sürülerini otlatmak için daha yükseklere çıkanların vücutları yavaş irtifa yükselmesi sebebiyle bir sorun yaşamıyordu.

Bu nedenle, “göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar” ifadesinin, hava basıncının yüksek irtifalarda azaldığı ve nefes almayı zorlaştırdığı fiziksel gerçeğini ifade ettiği sonucuna varabiliriz. Bu, şimdi bildiğimiz bilimsel bir konudur, ancak 1400 yıl önce, hiç kimse, özellikle Arabistan’ın sıcak çöl yarımadasında bu gerçekliğin farkında değildi!

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

Kaynaklar:
God’ed? – Dr. Laurence B. Brow
Islamic Sciences – Mohammed Mehboob Hussain
https://questionsonislam.com/..
https://www.imamreza.net/..

Şunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir