Bu internet sitesinde dini hakikatlerin manevi tesirlerinden ziyade maddi tesirlerine değindik. Amaç hiçbir şekilde manevi yönleri hafife almak değildir. Asıl amacımız günümüzde bilime verilen önem sebebi ile dini gerçeklerin bazı çevrelerce bilim dışı görülmesinden kaynaklanmaktadır. İslam tüm zamanlara hitap eden daimi ve akılcı bir dindir.

İnsanın Yaratılışı

Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık.

(Müminun Suresi 12. Ayet)

İnsanın yaratılışı konusu, Kur’ân-ı Kerîm’de iki başlık altında incelenebilir. İlki, insanlığın atası Hz. Adem’in, ikincisi ise diğer insanların yaratılışıdır. Mâturîdî1Mâturîdî, Te’vîlat, VIII, XI

Ehl-i sünnetin iki itikad imamından birincisidir. İsmi, Muhammed bin Muhammed Matüridi’dir. Künyesi, Ebu Mensur’dur. Doğum yeri Semerkand’ın Matürid nahiyesidir. Hicri 333 (m. 944) yılında Semerkand’da vefat etti.

İmam-ı Matüridi, imam-ı a’zam Ebu Hanife’nin naklen bildirdiği ve yazdığı Ehl-i sünnet itikadının, kelam bilgilerini, ondan nakledenler vasıtasıyla kitaplara geçirdi, izah ve ispat etti. Kelam ilminde, akaidde müctehid olan imam-ı Matüridi, kelam ve fıkıh ilmini Ebu Nasr İyad’dan öğrendi.

İlimde çok iyi yetişen imam-ı Matüridi, çeşitli kitaplar yazmak ve talebe yetiştirmek suretiyle Ehl-i sünnet itikadını yaymıştır.
, insanın bu ilk maddesinin mahiyeti hakkında, “kendisinden fayda ve menfaât temin edilen temiz toprak” şeklinde genel bir değerlendirmede bulunur. Ayette olduğu gibi, topraktan veya çamurdan yaratılmanın anlatıldığı yerlerde Hz. Adem ismi yerine, çoğul zamiri veya cins ismi olarak insan kelimesi kullanılmaktadır. Mâturîdî, vahyin bu anlatım tekniğini şu şekilde açıklar: İnsanlığın ortak atası olan Hz. Adem’e nisbetle bu ifadeler kullanılmış olabilir. Yanı sıra, insan varlığının topraktan gelmesi vücudun yaşamak için ihtiyaç duyduğu temel besinlerin topraktan sağlanması ile de açıklanabilir.

insanın yaratılışı ile ilgili ayetlerBilimsel bir araştırma2https://www.sciencedaily.com/releases/2013/11/131105132027.htm, kilin Dünya’daki yaşamın doğum yeri olabileceğini gösteriyor. Kil, bir sünger gibi sıvıları emer ve proteinler, DNA ve sonunda yaşayan hücreler oluşturmak için kimyasalların birbirleriyle reaksiyona girmesi için mükemmel bir yer görevi görür.

Diğer müfessirler, Allah’ın demir, fosfor, karbon vb. gibi çeşitli kimyasal bileşenlerden oluşan insan vücuduna atıfta bulunma olasılığına değinir. Bu kimyasal bileşenler toprakta da bulunur. Bu nedenle Maurice Bucaille, “çamur özünün”, ağırlık olarak tüm yaşamın ana unsuru ve kaynağı olan sudan çıkarılan çamuru oluşturan çeşitli kimyasal bileşenleri ifade ettiğini vurgulamaktadır. Daha iyi bir anlam elde etmek için, yaşamın su kaynaklı kökeniyle ilgili iki ek ayeti düşünmeliyiz. Allah (s.v.t.) diyor ki: “Allah, her hayvanı sudan yarattı” (Kur’an-ı Kerim, 24: 45). Ayrıca, “Her canlıyı sudan yarattık” (Kur’an-ı Kerim, 21:30). Bu ayetlerden, suyun her canlı organizmanın kökeni ve o olmadan hayatta kalamayacağı ana bileşen olan temel madde olduğunu anlıyoruz.

Sonra onu (Adem’in neslini) nutfe (az bir su-meni) halinde sağlam bir karargaha (ana rahmine) yerleştirdik.

(Müminun Suresi 13. Ayet)

Arapça’da; “saf su, bir miktar su” anlamına gelen “nutfe” kelimesi, tefsir ıstılahında meni (sperm) ile eş anlamda kullanılır. Kur’ân-ı Mûbîn’de bu “saf suyun” meniden oluştuğu, onun bir parçası olduğu bildirilmektedir. Ebû Said el-Hudrî’den (ö.73/693) rivayet edilen bir hadiste de çocuğun meni sıvısının tamamından değil, yalnızca bir kısmından yaratıldığı anlatılır. Modern Embriyoloji’de ise fertilizasyonun (döllenme) milyonlarca spermatozoid içerisinden yalnızca biri tarafından gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bu verilerden hareketle, nutfenin “dölleyici sperm” olarak anlaşılması gerekir ki bu, tercümenin aslına en uygun düşen tanım olacaktır. Burada önem arz eden bir diğer nokta, çamurdan süzülen özde olduğu gibi meniden süzülen bu özün, nutfe aşamasının bir devamı olan zigot (döllenmiş hücre) evresiyle birlikte maddi yaratılışa esas teşkil etmesidir.

nutfe, kuranda insanin yaratılışı

Ayrıca, Necm Suresi “Şüphesiz O, iki eşi, erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan yaratmıştır.”(45-46), meni damlası yayıldığında insanın erkek veya kadın olarak cinsiyetinin belirlendiğini doğrular. Bunu, geçen yüzyılda mikroskopların icat edilmesinden önce, erkek veya kız olan embriyonun ovumdan ziyade sadece sperm (nutfe) tarafından belirlendiğini bilmek mümkün değildir.

Sonra nutfeyi alaka(embriyo)ya çevirdik, alakayı bir çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir!

(Müminun Suresi 14. Ayet)

Alaka“Alaka” kelimesi sözlükte; asılıp tutulan, bir şeye ilişen ve donuk kan (dem-i câmid) gibi manalara gelir. Suda yaşayan ve tutunduğu canlının kanını emen sülükler de Arap dilinde “dûdet-u ‘alak” şeklinde adlandırılır. Bu, insan embriyosunun uygun bir tanımıdır, gebeliğin 7-24. günlerinde rahim içi zarına bir sülüğün cilde yapıştığı gibi yapışır. Sülük gibi, insan embriyosu desidua veya rahim iç zarından kan alır. 23-24 günlük embriyonun bir sülüğe ne kadar benzediği dikkat çekicidir. 7. yüzyılda mikroskoplar veya mercekler bulunmadığından, doktorlar insan embriyosunun bu sülük benzeri görünüme sahip olduğunu bilmezlerdi.

Embriyo 28 Gün

28. gün, boyut= 4 mm

Arapça “mudga” kelimesi “çiğnenmiş madde veya çiğnenmiş yumru” anlamına gelir. Dördüncü haftanın sonuna doğru, insan embriyosu çiğnenmiş bir et parçası gibi görünüyor. Çiğnenmiş görünüm diş izlerine benzeyen somitlerden kaynaklanır. Somitler omurların başlangıcını veya primordisini temsil eder. Ayetin devamı çiğnenmiş yumru evresinden kemik ve kasların oluştuğunu gösterir. Bu embriyolojik gelişime uygundur. İlk olarak kemikler kıkırdak modelleri olarak oluşur ve daha sonra etrafındaki kaslar (et) gelişir.

Çok yakın zamana kadar, embriyologlar bir embriyodaki kemik ve kasların aynı anda geliştiğini varsaydılar. Bu nedenle, uzun süre, bazı insanlar bu ayetlerin bilim ile çeliştiğini iddia ettiler. Yine de, yeni teknolojik gelişmeler sayesinde yapılan ileri mikroskobik araştırmalar, Kuran’ın vahyinin kelimesi kelimesine doğru olduğunu ortaya koymuştur. Mikroskobik düzeydeki bu gözlemler, annenin rahmi içindeki gelişimin ayetlerde anlatıldığı gibi gerçekleştiğini göstermiştir. İlk olarak, embriyonun kıkırdak dokusu kemikleşir. Sonra kemiklerin etrafındaki doku arasından seçilen kas hücreleri bir araya gelir ve kemiklerin etrafına sarılır.

Sonraki kısmı, kemiklerin ve kasların başka bir yaratığın oluşumuyla sonuçlandığını ima eder. Bu, sekizinci haftanın sonuna kadar oluşan insan benzeri embriyoya işaret edebilir. Bu aşamada ayırt edici insan özelliklerine sahiptir ve tüm iç ve dış organlarının işaretlerine (primordia) sahiptir. Sekizinci haftadan sonra insan embriyosuna cenin (fetüs) denir. Bu, ayetin ifade ettiği yeni yaratık olabilir.

Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

(Secde Suresi 9. Ayet)

Bu ayet, işitme, görme ve hissetme duyularının bu sırayla geliştiğini gösterir, bu doğrudur. İç kulakların izleri gözlerin başlangıcından önce ortaya çıkar ve beyin (anlayış alanı) en son farklılaşır.

Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor.

(Zümer suresi 6. Ayet)

3 Karanlıkİnsan embriyosunun aşamalar halinde geliştiği gerçeği, 15. yüzyıla kadar tartışılmamış ve tasvir edilmemiştir. Mikroskop 17. yüzyılda Leeuwenhook tarafından keşfedildikten sonra, civciv embriyosunun erken aşamaları hakkında açıklamalar yapılmıştır. İnsan embriyolarının evrelendirilmesi 20. yüzyıla kadar tarif edilmemiştir. “Üç katlı karanlık” şunları ifade edebilir: (1) karın ön duvarı; (2) uterus duvarı; ve (3) amniokoryonik zar. Bu ifadenin başka yorumları olsa da, burada sunulan açıklama embriyolojik açıdan en mantıklı görünüyor.

7. yüzyılda, hatta yüz yıl önce, Kuran’da insanın yaratılmasına atıfta bulunan ayetlerin yorumlanması mümkün değildi. Onları şimdi yorumlayabiliriz çünkü modern Embriyoloji bilimi bize yeni bir anlayış sağlar. Kuşkusuz Kuran’da insan gelişimi ile ilgili başka ayetler de vardır ki, bizim bilgimiz arttıkça gelecekte anlaşılacaktır.

Kur’an bize bir annenin rahminde bir çocuğun yaratılışını ve onun tam yaşamdaki kronolojik evrimini anlatır. Ebeveynler bu yaratıcı süreçte sadece araçsal bir rol oynamaktadır.

Biz insanı en güzel biçimde yarattık.

(Tin Suresi 4. Ayet)

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.


Kaynaklar:
A Scientist’s Interpretation Of References To Embryology In The Qur’an – Keith L. Moore, Ph.D.
https://www.academia.edu/..
https://dergipark.org.tr/..

Şunlar da hoşunuza gidebilir...

  1. Onur dedi ki:

    Prof.Dr.Keith Moore “Kur’an embriyolojinin çok ötesinde”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir